Temel kavramlar
- Varoluş özden önce gelir: bir bıçak, kesmek için tasarlanır — özü önce gelir. İnsan öyle değil; ne olacağını yaşayarak belirler.
- Özgürlük: insan seçmeye mahkûmdur. Seçmemek de bir seçimdir.
- Sorumluluk: tanrısal ya da toplumsal bir plan yoksa, her seçimin sorumluluğu tamamen sana ait.
- Bunaltı (angoisse): bu sorumluluğun ağırlığı karşısında duyulan baş dönmesi.
- Saçma (absürt): insanın anlam arayışı ile evrenin sessizliği arasındaki uyumsuzluk.
- Kötü niyet (mauvaise foi): özgürlüğünden kaçmak için "başka türlü olamazdı" demek.
Sartre ile Camus arasındaki fark
Sartre: anlam yok, o hâlde anlamı sen yaratacaksın.
Camus: anlam yok, o hâlde anlamsızlığa rağmen yaşamaya devam edeceksin.
Camus kendisine "varoluşçu" denmesini reddetti; kendi düşüncesini absürdizm olarak adlandırdı. İkisi arkadaştı, siyasi ayrılık yüzünden dostlukları bitti.
Öncüler
- Søren Kierkegaard: bireyin kaygısı ve inanç sıçraması. Akımın babası sayılır.
- Friedrich Nietzsche: değerlerin yeniden değerlendirilmesi, kendi anlamını kurma.
- Fyodor Dostoyevski — Yeraltından Notlar: varoluşçu edebiyatın ilk metni sayılır. "İki kere iki dört eder ama ben beş demek istiyorsam?"
Edebiyatta okunacaklar
Başlangıç için
- Albert Camus — Yabancı. 120 sayfa. Annesinin cenazesinde ağlamayan adam. Akımın en açık ve en okunabilir anlatımı.
- Franz Kafka — Dönüşüm. Varoluşçuluktan önce yazıldı ama akımın en çok kullandığı metinlerden.
Sonraki adım
- Camus — Sisifos Söyleni: deneme. "Tek ciddi felsefi sorun intihardır" diye başlar ve yaşamayı savunarak biter.
- Camus — Veba: anlamsız bir felaket karşısında dayanışma.
- Jean-Paul Sartre — Bulantı: varlığın kendisinin verdiği mide bulantısı. Daha ağır.
- Sartre — Duvar: öyküler; romanlarından daha kolay giriş.
- Simone de Beauvoir — İkinci Cinsiyet: "kadın doğulmaz, kadın olunur" — varoluşçu düşüncenin toplumsal cinsiyete uygulanması.
Türk edebiyatında varoluşçu damar
- Yusuf Atılgan — Aylak Adam: hiçbir role yerleşemeyen bir adam. Türkçedeki en net varoluşçu roman.
- Yusuf Atılgan — Anayurt Oteli: yalnızlığın çürümeye dönüşmesi.
- Oğuz Atay — Tutunamayanlar: topluma tutunamayanların hikâyesi; mizahla iç içe.
- Ferit Edgü — Hakkâri'de Bir Mevsim: yabancılık ve karşılaşma.
- Sabahattin Ali — Kürk Mantolu Madonna: doğrudan varoluşçu değil ama aynı yalnızlığı taşır.
Neden hâlâ okunuyor?
Varoluşçuluk, savaş sonrası Avrupa'da doğdu — büyük anlatıların çöktüğü bir dönemde. Bugün hâlâ okunmasının sebebi, sorduğu soruların tarihe bağlı olmaması: "Hazır bir anlam yoksa ne yapacağım?"
Bu, yirmi yaşında ilk kez sorulan ve ömür boyu yeniden sorulan bir soru.
Bir uyarı
Varoluşçu metinler karamsar sanılır ama çoğu tam tersini savunur: Sisifos Söyleni "Sisifos'u mutlu hayal etmek gerekir" diye biter. Akımın vardığı yer çaresizlik değil, sorumluluktur.
Fransız edebiyatı, edebiyat akımları ve zor zamanlarda okumak yazılarımıza bak.
Bu kitapları kütüphanene ekle. Arwy Google Play'de.